Yapay Zeka Destekli Akıllı Veritabanı ve İçtihat Bankası
YARGITAY
2. Hukuk Dairesi 2024/9259 E. , 2025/1648 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1474 E., 2024/1191 K.
DAVA TÜRÜ : Ziynet Alacağı
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 11. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2021/157 E., 2023/534 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından hükmün tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Davacı kadın dava dilekçesinde, ziynet eşyalarının düğünden sonra ziynetlerin evde durmasının tehlikeli olabileceği belirtilerek elinden alındığını, davalının babasının Şekerkbank Küçükesat Şubesi'nde bulunan kasasına konulduğunu, 22.09.2014 tarihinde davalının babasının altın ve ziynetlerin 130.000,00 TL civarında tuttuğunu söylediğini, evlilik süresince ziynetlerini sorduğunda davalının kaçamak cevaplar verdiğini ayrıca boşanma istediğini ileterek boşanalım gitsin, babamda duran ziynet ve altınları da yarı yarıya paylaşırız, hepsini sana vermem dediğini, müşterek konuta gelen davalının annesinin de iyi ki düğünden sonra tüm ziynetleri sizden almışız, siz bu kafa ile onları da çarçur ederdiniz dediğini, bu itibarla altınların davalı erkekte kaldığını ileri sürerek 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bilezikler, düğünde takılan ziynetlerin aynen olmadığı takdirde şimdilik 130.000,00 TL bedelin tahsilini talep etmiştir.
Davalı erkek ise 19.04.2021 tarihli cevap dilekçesinde ziynetlerin davalıda veya davalının babasında olduğunu kabul etmemekle birlikte, Yüksek Mahkemenin son dönem ilke kararlarında, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayıp erkeğe takılan takıların erkeğe ait olacağı ilkesi benimsendiğini, dolayısıyla bu kapsamda kalan, davalı erkeğe takılan takılarla ilgili davacının hak talep etmesi kabul edilemeyeceğini, davalıya takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince davalıya ait olduğu konusunda tanık dinletme talebinin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, son ayrılma olayında davalı evden giderken, davacının davalıya “polis çağıracağım, kasayı açtıracağım, altınlarımı alacağım” dediği, davalının da “ister polis, ister vali çağır altınlar da, araba da fifti fifti paylaşılacak” diyerek çıkıp gittiğini, o günden sonra tarafların bir daha bir araya gelmediklerini, öncesinde aile içi sohbetlerde, ziynet eşyalarının davalının ailesine ait kasada olduğuna dair konuşmaların geçtiğini, davalının ikinci araç için altınları istediğini, davacının rıza göstermediğini, taraflar ayrıldıktan sonra davalının annesinin “iyi ki altınları size vermemişiz, çarçur ederdiniz” dediğini, bu haliyle ziynetlerin erkekte kaldığı ispatlandığı gerekçesi ile kararda belirtilen ziynetlerin aynen olmadığı takdirde ıslaha dikkat edilerek toplam 449.211,85 TL'nin tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nin bu kararına karşı davalı vekili hükmün tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekili 23.08.2024 tarihli dilekçesi ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas, 2024/2402 Karar sayılı ilamı ile içtihat değişikliğine gidilmesine ve erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğuna karar verildiğini, istinaf itirazlarını tekrar etmekle birlikte öncelikle davanın reddine karar verilmesini, aksi halde emsal nitelikteki Yargıtay kararının da dikkate alınmasını talep ettiğini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince ziynet eşyasının iadesi davalarına ilişkin yerleşik uygulamasının değiştirildiğini, ancak bu durumda da; ayrıntıları Anayasa Mahkemesinin 06.01.2015 tarih, 2013/6932 Bireysel Başvuru Numaralı ve 22.01.2019 tarih, 2015/17453 Bireysel Başvuru Numaralı kararlarında açıklandığı üzere, içtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, sürpriz karar; ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşması olduğunu, sürpriz karar yasağı ise; yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade etteğini, sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmaması gerektiğini, şüphesiz mahkemelerin yeni içtihatlar geliştirebileceğini, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebileceğini, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabileceğini, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemeyeceğini, bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerektiğini, yüksek Dairenin bugüne kadarki yerleşik içtihadını değiştirmesi ve bu değişikliği hemen uygulaması, dairenin önceki görüşüne güvenerek kanun yoluna başvuranlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacağını, bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ve yapılan kanun yolu başvurularında ise önceki uygulamaya devam edilmesi uygun olacak, böylelikle hak ihlallerinin önüne geçilmiş olacağını, dava konusu olayda da; uzun yıllardır uygulanan bahse konu içtihatların değiştirilmesi söz konusu ise de, bu içtihadın derhal uygulanması değil, makul bir süre sonra uygulamaya konulması, böylelikle içtihat değişikliğinin hak ihlaline neden olamaması sağlanması gerektiğini, tüm bu açıklamalar doğrultusunda davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebi yerinde görülmediğini ve İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçesinde yer aldığı üzere Aşır Tunç (B. No: 2015/17453) başvurusu üzerine verdiği, 22.01.2019 tarih sayılı kararında Anayasa Mahkemesi sürpriz karar yasağından ne anlaşılması gerektiğini açıklamakla birlikte devamında; ancak bu yasak hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamasının gerektiğini, yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu, bu itibarla içtihat değişikliği tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını, bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gerekli olduğunu, makul bir gerekçe de ortaya konulmadan ve sonrasında istikrarlı bir şekilde uygulanmadan benzer nitelikteki uyuşmazlığın zıttı olacak şekilde davanın neticelenmesi hukuki belirsizliğe yol açacağına işaret etmiştir.
Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3).
Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde;
“Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1.Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2.Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3.Manevî tazminat alacakları,
4.Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218).
Sonuç itibariyle, Dairemizin 04.04.2024 tarih ve 2023/5704 Esas 2024/2402 sayılı ilamında “... Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir" yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir....” denilmek suretiyle düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesinin neden gerekli olduğu ayrıntılı olarak gerekçelendirilmiş ve istikrarlı bir şekilde uygulanmaya devam edilmektedir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin davalının ilgili kararın uygulanmasına yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi doğru değildir.
Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.
Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1).
Somut olayda davalı vekilinin dilekçeler aşamasında usulüne uygun olarak ileri sürdüğü iddiasına yönelik Dairenin değişen içtihadı doğrultusunda, yerel adet gereğince erkeğe ait olması gereken ve yine kadına özgü olmayan erkeğe takılan takıların miktarı ve bunların yerel adet gereğince erkeğe ait olduğu konusunda tanık dinletme talebi dikkate alınarak inceleme yapılması ve delillerin bu çerçevede bir bütün olarak değerlendirilerek ziynet alacağı davası hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususun hiç değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
2.Kabule göre de;
a)Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde davacının iddia ettiği kadar ziynet takılmadığı ileri sürülerek miktar olarak ziynetin varlığına itirazları olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi kök raporuna karşı 18.05.2022 tarihli itiraz dilekçesinde bu itirazının yanında kutuya konulan altınların gram ve cinslerinin kese içinde atılmasına rağmen tespit edilmesinin mümkün olmadığını, bu yönde tanık beyanlarının da bulunmadığını, davacının iddiasında olduğu haliyle hesap yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş, alınan ek raporda, bilirkişi tarafından “gelin ve damat masaya geldiğinde davetlilerin ellerinde hediye edecekleri kutu ve keselerin tespit edildiği ancak keseyi taşıyan kişi kamera kadrajının dışında kaldığını, davalının sunduğu listeden de keseye konulan altınların tespit edilemediği” yazılmak suretiyle ikinci bir rapor hazırlanmış, ancak keseye konulan ve raporda net görüldüğü belirtilen bilezikler dışındaki altınların gram ve cinslerini nasıl tespit ettiği yönünde bir açıklama getirmemiş olması doğru olmamıştır.
b)Davacı kadın vekilinin dava dilekçesinde talep ettiği 9 adet tam altın, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 3 adet gramise altın, 2 adet reşat lira, 11 adet ata lira ve 62 adet farklı gramajlarda bileziklerin aynen olmadığı takdirde bedel talebinde bulunmasına karşın, hazırlanan bilirkişi raporundan sonra ıslah dilekçesi ile talebini 8 adet tam altın teklik, 34 adet yarım altın, 109 adet çeyrek altın, 2 adet gremse (13.545,00 TL), 2 adet reşat lira (5.515,00 TL), 11 adet ata lira (30.838,60 TL), 53 adet bilezik (256.610,00 TL) aynen olmadığı takdirde toplam = 449.211,85 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ederek, dava dilekçesinde bulunan “1 adet tam altın, 1 adet gremse, 9 adet bileziğin ıslah dilekçesinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Davacının söz konusu isteminin ıslah müessesesinin mahiyetiyle bağdaşır bir yönü bulunmadığı, eldeki davada davacının talebinin bir usul işlemi olmayıp maddî hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğu, doktrinde buna talep sonucunun daraltılması da denildiği, davacının talep sonucunu azaltmasının, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmadığı, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığı, somut olayda davacının talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat niteliğinde olduğunun kabulü gerekirken, karar yerinde bu hususun tartışılmaması da doğru bulunmamıştır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,18.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.